Geçen hafta tesadüfen gördüğüm Punch iğnelerini kendime hakim olamayarak satın aldım. Kusur kalmayayım değilmi:)Ustaların ustası Sevgili Nur'un desteği ile başladım çalışmaya.
İlk iki fotoğrafta gördüğünüz peçeteyi evdeki transfer deseni ütüyle örtüye geçirdikten sona (böyle çok kolay oluyor) yaptım.

Sonra evde hazır bulunan büyük sehpada kullanacağım diğer bir örtüye geçtim.Fotoğraflardan da anlaşılacağı gibi sırasıyla arka yüze desenimi çizdim, motiflerin kenarını koyu renk ile punch yaparak belirledim ve başladım içlerini dokumaya.



Oldukça zevkli bir iş, elimden bırakmak istemedim ama temizlik, misafir,bilgisayarımın sorunları ile uğraşmam nedeniyle buna yoğunlaşmaya fırsat bulamadım pek fazla. Yukarıda fotoğraflarını gördüğünüz örtüyü tamamladıktan sonra paylaşacaktım, yine aceleci ruhum izin vermedi:) Bitirince tekrar bloğuma ekleyeceğim. Bazı püfleri var, yapacağınız işlere göre iğne boyunu iplik kalınlığını çok iyi belirlemeniz gerekiyor. Temiz bir iş için sık sık önyüzüne bakılmalı, gerekirse sökülmeli. Henüz ben yapmadım ama Nur'un belirttiğine göre motif tamamen bitince mutlaka arkasına tekstil tutkalı sürülmeliymiş, bu çok gerekli. Yoksa o kadar emeğiniz bozulup sökülebilir. Deseni işlediğiniz taraf (örtünün arkası) çok kolay sökülüyor. Ne dersiniz bu işi becerebilmişmiyim. Hepinize iyi bir hafta diliyorum.
20 Mayıs 2008 Salı
Punch Needle Örtü Çalışmaları
14 Mayıs 2008 Çarşamba
11 Mayıs 2008 Pazar
Anneler Günü ve Galatasarayım...
05 Mayıs 2008 Pazartesi
Suriye Gezisi
Bildiğiniz gibi Adana’dan Suriye oldukça yakın. Bu nedenle hafta sonu turları sık sık yapılır. Ben de bu haftasonu turlardan birine katıldım, aşağıda gezi izlenimlerimi sizinle paylaşayım istedim.
Adana-Şam arası 650 km, fazla uzak değil ama Antakya-Cilvegözü ve Bab Al Hawa sınır kapılarındaki resmi işlemler 3-3,5 saat sürdüğü için akşam 20.30’da yola çıkmamıza karşın ertesi gün sabah 06.30-07.00 civarında Şam’a ulaşabildik. Tarih boyunca çeşitli kültür ve medeniyetlere ev sahipliği yapmış olan bu şehirde gün boyu tüm görülmesi gereken tarihi mekanları ziyaret ettik. Selimiye Camii, Son Osmanlı Padişahı Vahdettin’in Mezarı, Osmanlı Hicaz Tren İsasyonu, Türk Şehitliği, Emeviler döneminde kilise iken camiye çevrilmiş Emevi Camii, Azem Sarayı, Seyyide Zeynep Camii ve Türbesi’ni gezdik.
İlk gün sırasıyla aşağıdaki tarihi mekanları dolaştık
Selimiye Camii ve Osmanlı Padişahı Vahdettin’in Mezarı
Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1524'de Mimar Sinan'a yaptırılmış ve 1978'den itibaren bir kısmı müze olarak kullanılmaya başlanmış olan Külliye'nin arka bahçede ise Sultan Vahdeddin'in son derece sade ve hatta bakımsız denebilecek kabri var.
Hicaz Tren İstasyonu,
İstasyon II. Abdülhamid zamanında Şam ile Hicaz'ı birbirine bağlamak amacıyla yapılmış. Rehberimiz metro projesi olduğunu belirtti. İçeride eskiden bekleme salonu olarak kullanılan bölüm kitap satılan bir reyona dönüşmüş.
Selahattin Eyyübi Türbesi
Selahaddin Eyyübi Şarkın en sevgili sultanı olarak adlandırılıyor. Üç Haçlı seferine göğüs germiş müthiş bir kumandan olarak biliniyor. Türbe bir Osmanlı yapısı ve Yavuz Sultan Selim tarafından yaptırılmış. Şu an çok kötü bir halde olan bir medresenin bahçesinde bulunuyor.
Türk Şehitliği,
Selahaddin Eyyübi'nin türbesinin hemen yanında üç hava şehidimiz yatıyor. Onlar 1.Dünya Savaşı'nın ilk yılında bu topraklarda tayyareleri düşürülerek şehit edilen askerlerimiz. . İsimleri; Yüzbaşı Fethi, Üsteğmen Sadık ve Üsteğmen Nuri.
Emevi Camii
Caminin hemen yanındaki Hamidiye Çarşısı ile arasında duran Jübiter tapınağının bir takım sütunları görebiliyorsunuz. Tapınağın üzerine Hristianlığı kabul ettikten sonra bir kilise inşa etmişler. Müslümanların Hz.Ömer döneminde Şam'ı alması ile de bu küçük kiliseye dokunulmamış ve yanına küçük bir mescid inşa edilmiş. Fakat Emeviler döneminde artık Şam, dünyanın en büyük devletlerinden birinin başkenti haline gelmiş ve nüfusunun artması ile birlikte artık bu mescid yetmemeye başlamıştır. Bu nedenle de Emevi halifelerinden Velid bin Abdülmelik, kilisenin görevlileri ile görüşerek Şam dışında üç kilise ve yüklü miktar para karşılığında kilisenin yerini onlardan satın almış ve sonra da kilisenin yerini de kaplayacak şekilde devasa bir cami inşaatına başlanmış. Cami, Kıbleye doğru enine gelişen bir dikdörtgen namaz kılma yeri ve arkasında uzanan geniş bir açık avlu şeklinde yapılmış. Hz.İsa'nın yeniden dünyaya ineceği rivayet edilen Ak Minare, İmam Hüseyin'in Kerbela'da Yezid'in adamları tarafından kesilen ve Şam'a getirilen başının defnedildiği bölüm avluda. Camiinin içinde de Hz.Yahya'nın kabri var. Çok görkemli bir yapı. Hanımlar ne kadar örtünmüş olsalar bile yeterli görülmüyor ve camiye girerken ortaçağ keşişlerinin kıyafetlerini anımsatan cübbeler kiralanıyor, avluya bile ayakkabılarla alınmıyor.
Azem Sarayı,
Emevi Camisinin güneyinde kalan Azem Sarayı ise 1749’da yapılmış ve Şam mimarisinin en güzel örneklerinden. Osmanlı Valisi Esat Paşa’nın ikametgahı olarak inşa edilen bina, Yapımı 3 yıl süren (1749-1752) saray, Azem sülalesi tarafından 20. yüzyıl başlarına kadar konut olarak kullanılmış. Saray, ailenin daha sonra sur dışına taşınması ile Fransızlar'a satılmış. Fransızlar binayı İslam Sanatları ve Arkeoloji Enstitüsü'ne dönüştürmüşler.
Seyyide Zeynep Camii ve Türbesi
Kerbela vak'ası sonrasında Şam'a getirilenlerden Seyyide Zeynep ismini Peygamber Efendimiz vermiş. İleride amcasının oğlu Abdullah ile evlenir ve doğan iki çocuğunu da Kerbela'da şehit verir. Bu feci olay sonrasında, Hz.Hüseyin şehit edilir ve başı Şam'a götürülür. Ağırlıkta Şii’lerin ziyaret ettiği cami ve türbe muhteşem bir şekilde inşa edilmiş, Türbenin kubbesinde tam dört ton altın kullanılarak yapılmış.İçerisinde altın kaplama süsler, kristaller insanın gözünü alıyor. Bayan Ziyaretçilere burada da tamamen vücudunu ve başını kapayacak bir pelerin veriliyor, başka bir kıyafete izin verilmiyor. İçeride kadınlar birbirinden ayırdedilemeyecek birşekilde simsiyah kara giysilerle içleri burkan bir görünümde ve ağlayan, kendini paralayan, sürekli bir yas içinde gözüken insanlarla dolu.
Akşam yemeğini Romalılardan kalan sütunların çevrelediği değişik bir mekanda yedik. Daha önce Suriye yemekleri ile ilgili övgüler nedeniyle aşırı beklenti haline girdiğimden olacak umduğumu bulamadım diyebilirim. Yemekten önce gelen meze tabağı hep bildiğimiz, hatta bazılarını çok yaptığımız salatalar. Tabule (Bulgurlu Maydanoz Salatası), Zeytin Salatası, Falafel (Nohutlla yapılan), Patlıcan Salatası, Fatüş (Peynirli Mevsim Salatası), Ful (tatlı ve ekşili soslu nohut), Süzme yoğurt ve küçük lavaş ekmekciklerle sunuluyor. Bunları tüketince doğal olarak ana yemeğe yer kalmıyor. Ana yemek olarak da çoğunlukla tike ve kıyma kebap, tavuk şiş, bulgur köftesi ve içli köfte (kızartılmış olarak) geliyor. Tabiki yabancısı olanlar için çok ilginç gelebilir bu yemekler.
İkinci gün kahvaltıdan sonra tekrar yola koyulduk. Güzergahımızda bulunan şehirler ve notlar aşağıda.
MALULA
Arami dilinde "geçiş yeri, geçit" anlamına gelen bu kasabaya gelip görmeden, bir düzlükler ülkesi diyebileceğimiz Suriye'de neyin geçidi olabilir ki diyebilirsiniz haklı olarak.. Ama coğrafi yapısıyla biraz bizim Mardin ve çevresini andıran, muhteşem kayalık dağların çevrelediği tarih öncesinden kalma mağara evleriyle Malula bir zamanlar Hz. Meryem ve oğlu Hz. İsa'nın uğradığı bir yerleşim bölgesi olmuş.. Anlayacağınız hiristiyanların kutsal şehirlerinden biri Malula.. Müslümanların da Hristiyanlarla birlikte yaşadığı Malula, Şam'a yaklaşık 40 km. kadar uzaklıkta. Tepedeki kilise, aynı zamanda Suriye'de Arami dilinin, yani Hz. İsa'nın konuştuğu dilin öğretildiği yegâne okulmuş..
HUMUS
Şam’dan uzaklaştıkça Asi nehrinin etkileriyle doğa farklılaşıyor. Humus’a ulaştığımızda şehirdeki büyük parklar, bahçeler, mesire yerleri dikkatimizi çekiyor. Büyük ana caddelerin bitişiğinde yol boyunca mesire yerleri yapılmış. Oldukça düzenli ve nezih bir şehir. Şam’a nisbeten çok temiz ve binalar az katlı, dış cepheleri çok iyi. Burada da önemli yapılar var. Molasız yola devam ediyoruz.
HAMA
Bir zamanlar işlevsel olan, şehre su nakli için kullanılan Asi Nehri üzerindeki devasa su değirmenleri oldukça otantik bir görünüm vermiş şehre.
HALEP KALESİ
Şehrin tam ortasındaki Halep Kalesi oldukça ihtişamlı ve etkileyici bir yapı. Neredeyse bir şehir olarak 13. yy.’da inşa edilmiş kalenin içinde camiden hamama kadar yaşam için gerekli tüm unsurlar mevcut. Şehirden 50 m. yükseklikte olan bu kaleye çıktığınızda şehri panaromik olarak görme şansına sahip oluyorsunuz. Gece çok farklı göründüğü söyleniyor
15. yy. da yapılmış bir Osmanlı eseri. Hem yapı olarak hem de satılan ürünler açısından İstanbul Kapalı Çarşı’ya benzetiliyor ama burada satılan ürünler pek kaliteli değil üstelik Adana’da da çok benzeri çarşılar var. Bizim gruptan birçok kişi için entresan olmadı. Yine de paşmina, inci, tatlı, çerez gibi ürünlere çok saldırıldı. Kadınların en sevdiği şey alışveriş. Değermi diye düşünülmeden aman ucuz alalım kaçırmayalım duygusu var.
Oldukça yorucu fakat bir o kadar kültürel açıdan doyurucu bir gezi oldu. Çok şükür herhangibir sorun olmadan Ülkemize döndük. Darısı isteyenlerin başına diyerek hepinize iyi bir hafta diliyorum.
28 Nisan 2008 Pazartesi
Dantel Fiskos Örtüleri
21 Nisan 2008 Pazartesi
Kaneviçe ve Fimo
Kaneviçeler kolay yoldan peçete, şömen ve sehpa örtüsü süslemek isteyenlere alternatif olabilir. Renkleri uydurmak biraz zor onun için de ebruli renk iplikler kullanılarak tek renkle iyi bir görünüş elde edilmiş.
Altdaki fotoğraflarda görülenler ise fimo denemeleri. Bebek arabası çalışmamı bir kutu süslemek için tasarladım. Yeni doğan bir kız çocuğuna yapacağım hediyenin kutusunu böyle bir objeyle süslemek istiyorum. Aslında bundan yola çıkarak üç boyutlu çalışarak bir minik biblo yapmayı da istiyorum. En altdaki madalyonlar artık fimolardan oluşturdum. Şekil vererek üzerine istampa yerine geçecek kabartmalı objelerden faydalanarak bastırdım, şekiller oluştu. En son bakır ve altın parmak yaldızı parmağımla gelişigüzel üzerine sürdüm. 110 derecede 30 dakika fırınlandım ve bu görüntüler çıktı ortaya. Bir takı yapımında değerlendirebilirim umarım. İyi ve sağlıklı çok güzel bir hafta olsun hepinize.
14 Nisan 2008 Pazartesi
Kaneviçeler


Sık sık yazamıyorum, farkındayım. Zamanı iyi planlar ve kullanırsan herşeyi yapabilirsin derler, sanıyorum ben iyi planlayamıyorum. Yetmiyor, hep bir sonraki güne sarkıyor yapacaklarım. Ben hoşgörünüze sığınıyorum. Hafta sonu ekstra birşeylerle uğraşmak iyi geliyor. Bu hafta da çay kahve kavanozlarımın ahşap kapaklarını fimo ile kapladım. Aşama aşama fotoğraflamayı çok istedim ama akşam çalıştığım için maalesef beceremedim, çektiklerim de iyi çıkmadı. Yukarıdaki ilk fotoğrafdaki gibi oldular, klasik görünümünden kurtuldular.
Arşivimde bekleyen kaneviçe, goblen örnekleri de ekledim. Belki birgün kullanmak üzere arşivinize almak istersiniz.Hepinize mutlu bir hafta diliyorum.


























